Adrenokortikotropik Hormon, Kortikotropin, Kortrosin, Cushing Hastalığı
Hipofiz bezinin ön lobunda üretilen, böbrek üstü bezlerde üretilen kortizol, aldosteron ve androjen hormonlarının üretimini artıran ve uyaran hormondur. Hipo- ve Hiperkortizolizm nedenlerinin tespiti için kullanılır.
Adenovirüslerin neden olduğu gastrointestinal enfeksiyonların hızlı tanısında kullanılan bir immünokromatografik testtir.
AFP (Alfa-Fetoprotein), Alfa Fetoprotein, Tümör Belirteci (AFP), Serum, Alfa-Fetoprotein (AFP), Alfa-Fetoprotein Tümör Belirteci, Fetoprotein (Alfa), Tümör Belirteci (Alfa-Fetoprotein), Serum AFP Tümör Belirteci
Alfa-fetoprotein (AFP), erken fetal dönemde karaciğer tarafından ve çeşitli tümörler tarafından üretilen bir glikoproteindir. Bu tümörler arasında hepatoselüler karsinom, hepatoblastom ve over ile testisin non-seminomatöz germ hücreli tümörleri (örneğin vitellin kese tümörü ve embriyonel karsinom) yer alır. Çalışmaların çoğu hepatoselüler karsinomlu hastaların yaklaşık %70’inde AFP yüksekliği bildirildiğini göstermektedir. Non-seminomatöz testis tümörlerinde ise AFP yüksekliği %50–70 oranında görülmektedir.
AFP gebelik sırasında yükselir. Doğumdan sonra annede AFP’nin devam etmesi nadir görülen kalıtsal bir durumdur. Yenidoğanlarda AFP düzeyleri belirgin derecede yüksektir (>100.000 ng/mL) ve 150 gün içinde hızla <100 ng/mL seviyesine düşer, ardından ilk yıl içinde kademeli olarak normal değerlere iner.
Referans aralığının üzerindeki AFP düzeyleri; benign karaciğer hastalıklarında (ör. viral hepatit, siroz), gastrointestinal sistem tümörlerinde ve karsinoembriyonik antijen ile birlikte ataksi-telangiektazi hastalarında da görülebilir.
AFP’nin biyolojik yarı ömrü yaklaşık 5 gündür.
Test Sonucunun Yorumu:
Alfa-fetoprotein (AFP) düzeyleri çeşitli maligniteler veya benign hastalıklarla ilişkili olarak yükselebilir.
Ameliyattan yaklaşık bir ay sonra AFP değerinin normale dönmemesi, artık (rezidü) tümör varlığını düşündürür.
Remisyon sonrası AFP düzeyinin yükselmesi, tümör nüksünü (rekürrensini) düşündürür; ancak başlangıçta AFP üreten tümörler tekrar ortaya çıktığında her zaman AFP artışı göstermeyebilir.
AFP MoM, Maternal Serum AFP, AFP Tarama Testi, Second Trimester AFP, Nöral Tüp Defekti Taraması (AFP)
AFP MoM testi, gebeliğin ikinci trimesterinde maternal serum alfa-fetoprotein (AFP) düzeyinin gebelik haftasına göre normalize edilerek (MoM – Multiple of Median) değerlendirilmesine dayanır. Test, özellikle nöral tüp defektleri başta olmak üzere bazı fetal anomaliler için tarama amacıyla kullanılır. Benetech yazılımı kullanılarak yapılan MoM hesaplaması, biyokimyasal AFP sonucunun ultrasonografik ve maternal verilerle birlikte değerlendirilmesine dayanır. Bu test tanı koydurucu değildir ve yalnızca tarama amacı taşır.
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek AFP MoM Değeri
Aşağıdaki durumlarla ilişkili olabilir:
Düşük AFP MoM Değeri
Aşağıdaki durumlarda görülebilir:
AFP MoM tek başına kesin tanı koydurmaz; sonuçlar klinik değerlendirme ve ultrason bulguları ile birlikte yorumlanmalıdır.
Albümin, Albumin, Serum Albümin
Albümin, plazma toplam proteinlerinin yaklaşık %55–65’ini oluşturan, onkotik basıncın sürdürülmesinde rol alan ve birçok ligandın (örn. bilirubin, kalsiyum, yağ asitleri, bazı ilaçlar vb.) taşınmasına katkı sağlayan bir proteindir. Hipoalbüminemi; karaciğerde sentez azalması, yetersiz protein alımı/malabsorpsiyon, inflamasyon/doku hasarında artmış katabolizma ve renal kayıp (örn. nefrotik sendrom) gibi nedenlerle görülebilir.
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek: Genellikle dehidratasyon dışında belirgin tanısal değer taşımaz.
Düşük: Hipoalbüminemi; karaciğerde sentez azalması, protein/enerji alım azlığı, enflamasyon veya doku hasarında artmış katabolizma, gastrointestinal kayıp/malabsorpsiyon ve nefrotik sendrom gibi renal kayıplar ile ilişkili olabilir. Şiddetli hipoalbüminemide düzeyler 25 g/L (<2.5 g/dL) altına inebilir ve düşük onkotik basınca bağlı ödem görülebilir.
CSF Albumin, BOS Albumin, Spinal Sıvı Albumin, Albumin (BOS)
BOS albümini, kan-BOS bariyerinin (blood–brain barrier) geçirgenliği/bütünlüğü hakkında genel fikir vermek amacıyla kullanılır. Tek başına BOS albümin ölçümünün klinik yararı sınırlıdır; serum albümin ile birlikte değerlendirilmesi önerilir.
Test Sonucunun Yorumu
Body Fluid Albumin, Fluid Albumin, Ascites Albumin, Pleural Albumin, Pericardial Albumin, Synovial Albumin
Vücut sıvılarında albümin ölçümü; özellikle asit (peritoneal sıvı) değerlendirmesinde serum–asit albümin gradiyenti (SAAG) hesaplaması için kullanılır. Plevral efüzyonlarda ise klinik gereklilik halinde serum–sıvı albümin/protein gradiyenti, Light kriterleriyle birlikte transüda/eksüda ayrımına destek sağlayabilir. Tek başına sıvı albümin düzeyinin klinik yararı sınırlı olup serum albümin (Test Kodu: B20) ve diğer biyokimyasal/hücresel parametrelerle birlikte değerlendirilmesi önerilir.
Test Sonucunun Yorumu
Asit (Peritoneal sıvı): Serum albümin ile birlikte SAAG = Serum albümin – Asit albümin (g/dL) hesaplanması önerilir.
— SAAG ≥ 1,1 g/dL: portal hipertansiyon ile uyumlu patern lehine.
— SAAG < 1,1 g/dL: portal hipertansiyon dışı nedenler lehine (örn. peritoneal malignite, tüberküloz, pankreatit vb.).
Plevral sıvı: Light kriterleriyle “eksüda” sınıflaması klinikle uyumsuz ise serum–sıvı albümin gradiyenti (Serum albümin – Plevral albümin) destek amaçlı hesaplanabilir; > 1,2 g/dL transüda lehine yorumlanabilir.
Diğer vücut sıvıları (perikardiyal/sinovyal vb.): Sonuçlar mutlaka klinik bulgular ve eş zamanlı serum albümin/total protein ile birlikte değerlendirilmelidir. İzole düşük/yüksekliğin özgüllüğü sınırlıdır.
Serum aldosteron, Plazma aldosteron, Mineralokortikoid hormon
Aldosteron, böbrek distal tübüllerinde sodyum geri emilimini ve potasyum atılımını düzenler. Renin-anjiotensin-aldosteron sistemi (RAAS) başlıca düzenleyicisidir.
Klinik kullanım alanları:
Referans Aralık:
YATARAK 30-160 pg/mL
AYAKTA 70-300 pg/mL
Total ALP
Test Açıklaması
Alkalin fosfataz (ALP), fosfat esterlerini alkali pH’ta hidrolize eden ve birçok dokuda bulunan bir enzimdir. Serum/Plazmadaki ALP aktivitesi başlıca karaciğer–safra yolu (kanaliküler membran) ve kemik (osteoblast) kaynaklıdır; daha az oranda bağırsak, plasenta ve böbrek izoenzimleri katkıda bulunabilir. ALP, özellikle kolestazın ve kemik yapım-yıkım dengesindeki artmış osteoblastik aktivitenin değerlendirilmesinde yararlıdır. Sonucun doğru klinik yorumlanması için yaş, gebelik durumu, büyüme dönemi ve eşlik eden testler (GGT, ALT/AST, bilirubin, kalsiyum–fosfor, PTH, 25-OH D vitamini) dikkate alınmalıdır.
Klinik Kullanım Alanları
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek ALP: Hepatobiliyer/kolestatik nedenler: İntrahepatik veya ekstrahepatik kolestaz, safra yolu obstrüksiyonu (taş, striktür, tümör), primer biliyer kolanjit/primer sklerozan kolanjit, ilaçlara bağlı kolestaz, infiltratif karaciğer hastalıkları (metastaz, granülomatöz hastalıklar), konjestif hepatopati. Kolestatik köken şüphesinde GGT ve/veya 5’-nükleotidaz artışı ALP yükselmesini destekler. Kemik kaynaklı nedenler: Paget hastalığı, osteomalazi/raşitizm (D vitamini eksikliği ile), hiperparatiroidi, iyileşen kırık, kemik metastazları ve primer kemik tümörleri, renal osteodistrofi. Fizyolojik nedenler: Çocukluk/ergenlikte büyüme atakları, gebelik (plasental ALP; özellikle 3. trimester), bazı bireylerde postprandiyal intestinal ALP artışı. Diğer: Hipertiroidi (kemik dönüşümü artışı), bazı malignitelerde izoenzim artışları.
Düşük ALP : Hipofosfatazya (konjenital; persistan düşük ALP için önemli ayırıcı), Malnütrisyon / protein-enerji yetersizliği, Çinko veya magnezyum eksikliği, Hipotiroidi
Ağır anemi, ciddi sistemik hastalıklar/yoğun bakım durumları (nadir), Wilson hastalığında (özellikle fulminan tabloda) düşük/normal ALP görülebilir (klinik bağlamda değerlendirilir).Düşük ALP genellikle daha nadir ve daha az özgüldür; tekrarlayan, persistan düşüklükte klinik bulgular ve eşlik eden biyokimyasal parametrelerle birlikte değerlendirme önerilir.
Cilt altı veya organ içlerinde oluşan apselerden alınan pürülan (irinli) sekresyon örneklerinin bakteriyel veya fungal patojenlerin tespiti amacıyla kültüre edilmesiyle yapılan bir testtir.
Serum Amilaz, α-Amilaz, Total Amylase
Amilaz enzimleri, kompleks karbonhidratları daha küçük parçalara ayıran hidrolaz enzim grubudur. Amilaz başlıca ekzokrin pankreasta asiner hücrelerde sentezlenir ve pankreatik kanal sistemi aracılığıyla intestinal lümene salgılanır. Serumda ise temel olarak pankreatik ve tükürük bezi (salivary) kaynaklı izoenzimler bulunur. Amilaz; pankreas dışında tükürük bezleri, ince bağırsak mukozası, over, plasenta, karaciğer ve fallop tüplerinde de üretilebildiğinden, serum amilaz yüksekliği pankreas dışı nedenlerle de görülebilir. Serum amilaz ölçümü, özellikle akut pankreatit şüphesinde ve pankreas kanalıyla ilişkili süreçlerin değerlendirilmesinde kullanılabilir; ancak pankreas hastalığını dışlama/kanıtlama açısından tek başına yeterli değildir. Klinik pratikte serum lipaz ile birlikte değerlendirilmesi tanısal yaklaşımı güçlendirir. İzole ve persistan hiperamilazemi durumunda makroamilazemi ayırıcı tanıda düşünülmelidir (makroamilaz kompleksleri idrarla atılamadığı için serumda yüksek amilaz görülebilir). İdrar amilazı, serum amilazın kısa yarı ömrü ve zamanla normale dönebilmesi nedeniyle bazı olgularda destekleyici olabilir; klinik bağlamda serum–idrar amilaz ilişkisi (özellikle makroamilazemi şüphesi gibi durumlarda) değerlendirmeye katkı sağlayabilir.
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek: Akut pankreatit, pankreatik kanal obstrüksiyonu, pankreas travması veya tümörleri ile ilişkili olabilir. Ayrıca tükürük bezi hastalıkları, gastrointestinal inflamasyon/iskemi, perforasyon, peritonit, makroamilazemi ve böbrek fonksiyon bozukluklarında da artış görülebilir.
Düşük: Genellikle klinik açıdan özgül değildir; ileri pankreatik yetmezlik gibi nadir durumlarda izlenebilir.
Sonuçlar klinik tablo ve lipaz ile birlikte yorumlanmalıdır.
Urinary Amylase (24 h), 24 h Urine Amylase, Amylase Excretion
Amilaz, başlıca pankreas ve tükürük bezleri tarafından üretilen bir sindirim enzimidir ve küçük molekül ağırlığı nedeniyle glomerüler filtrasyonla idrara geçen tek plazma enzimidir. Bu nedenle idrar amilaz ölçümü, serum amilaz düzeyleri ile birlikte değerlendirildiğinde pankreatik ve pankreas dışı hiperamilazemilerin ayırıcı tanısında yardımcı olabilir.
24 saatlik idrar amilaz ölçümü, özellikle persistan hiperamilazemi, makroamilazemi ayırıcı tanısı ve renal klirens ile ilişkili durumların değerlendirilmesinde kullanılabilir. Makroamilazemide serum amilaz yüksek olmasına rağmen, büyük molekül kompleksleri nedeniyle idrara atılım azalır; bu durum serum–idrar amilaz ilişkisinin yorumlanmasıyla desteklenir.
Sonuçlar, klinik bulgular ve eş zamanlı serum amilaz, gerekirse amilaz/kreatinin klirens oranı (ACCR) ile birlikte değerlendirilmelidir.
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek: Akut pankreatit, pankreatik kanal obstrüksiyonu veya pankreatik hasar ile ilişkili olabilir. Serum amilaz ile paralel artış gösteriyorsa pankreatik kaynak lehine yorumlanır.
Düşük / Normal: Serum amilaz yüksekliğine rağmen idrar amilazının düşük veya normal olması makroamilazemi lehine olabilir.
Sonuçlar mutlaka klinik tablo ve serum parametreleri ile birlikte değerlendirilmelidir.
Body Fluid Amylase, Pleural Fluid Amylase, Peritoneal Fluid Amylase, Drain Fluid Amylase
Vücut sıvılarında amilaz ölçümü, pankreatik kaynaklı sıvı varlığını ve bazı non-pankreatik nedenleri ayırt etmeye yardımcı olabilir. Amilazdan zengin plevral efüzyonlar en sık pankreatit ile ilişkilendirilmekle birlikte özofagus rüptürü, malignite, pnömoni ve karaciğer sirozu gibi durumlarda da görülebilir; bu nedenle plevral sıvı amilazı rutin bir test değildir, ancak ayırıcı tanıyı daraltmak amacıyla kullanılabilir. Sonuçların eş zamanlı serum amilaz ile birlikte, genellikle plevral sıvı/serum amilaz oranı üzerinden değerlendirilmesi önerilir. Pankreatik hastalığa bağlı efüzyonlarda bu oran genellikle non-pankreatik nedenlere kıyasla belirgin daha yüksektir.
Peritoneal (asit) sıvıda amilaz ve lipaz, periton boşluğunda pankreatik sıvı varlığını göstermek amacıyla ölçülebilir. Pankreatik kökenli sıvılarda beklenen düzeyler, genellikle eş zamanlı serum düzeylerinin birkaç katı olacak şekilde belirgin yüksektir. Buna karşılık non-pankreatik asitte amilaz düzeyi çoğu zaman serum amilazına göre daha düşük bulunur.
Drenaj sıvısında amilaz, kronik pankreatite bağlı internal pankreatik fistüllerin veya cerrahi sonrası gelişen pankreatik fistül varlığının desteklenmesinde kullanılabilir. Drenaj sıvısındaki amilaz aktivitesinin serum düzeylerine göre birkaç kat yüksek olması pankreatik sıvı varlığını düşündürür. Klinik değerlendirmede eş zamanlı serum amilaz ile karşılaştırma önerilir.
Test Sonucunun Yorumu
Peritoneal ve drenaj sıvıları: Non-pankreatik peritoneal sıvılarda amilaz aktivitesi sıklıkla serum amilaz aktivitesine eşit veya daha düşüktür. Pankreatitle ilişkili asitte amilaz aktivitesi tipik olarak serumun en az 5 katı olacak şekilde yüksektir.
Plevral sıvı: Normal plevral sıvı amilaz aktivitesi genellikle serum amilazının üst referans sınırından düşük olup plevral sıvı/serum amilaz oranı < 1,0 şeklindedir. Amilazdan zengin plevral efüzyonlarda ayırıcı tanıda pankreatit, özofagus rüptürü ve amilaz üreten neoplaziler başta olmak üzere klinik bağlam dikkate alınmalıdır.
İzoform (izoenzim) yaklaşımı: Plevral efüzyonda pankreatik amilaz izoformunun baskın olması pankreatit ilişkili efüzyon lehine iken, tükürük (salivary) amilaz izoformları daha çok özofagus rüptürü ve malignite ile ilişkili olabilir (klinik gereklilik halinde izoenzim analizi ile desteklenebilir).
Diğer sıvılar: Vücut sıvısı amilaz aktivitesi pankreatit, özofagus rüptürü veya amilaz üreten neoplazilerde yükselebilir. Sonuçlar mutlaka eş zamanlı serum amilaz ve klinik bulgularla birlikte yorumlanmalıdır.
Urine Amylase (Spot), Random Urine Amylase
Amilazlar birçok organ ve dokuda bulunur. Ağırlıklı olarak tükürük bezleri ve pankreas tarafından üretilir ve sindirim kanalına salınabilir veya kan akışı yoluyla diğer organlara taşınabilir. Amilaz küçük boyutu nedeniyle böbreklerin glomerüllerinden geçebilir ve idrarda normal olarak bulunan tek plazma enzimidir. Spot idrar amilaz ölçümü, serum amilaz ile birlikte değerlendirildiğinde hiperamilazeminin ayırıcı tanısında yardımcı bir testtir. Amilaz küçük molekül ağırlığı nedeniyle glomerüler filtrasyonla idrara geçen bir enzimdir. Spot idrar amilazı, özellikle makroamilazemi şüphesinde ve akut pankreatit sonrası dönemde destekleyici bilgi sağlayabilir; ancak 24 saatlik idrar amilazına göre kantitatif değerlendirme gücü sınırlıdır.
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek: Serum amilaz ile paralel artış gösteriyorsa pankreatik kaynaklı hiperamilazemi lehine olabilir.
Düşük / Normal: Serum amilaz yüksekliğine rağmen idrar amilazının düşük veya normal olması makroamilazemi lehine değerlendirilmelidir.
Sonuçlar mutlaka eş zamanlı serum amilaz (Test Kodu: B012) ve klinik bulgular ile birlikte yorumlanmalıdır.
Dışkıda Entamoeba histolytica antijenlerinin varlığını belirleyen bir testtir. Akut amipli enfeksiyonların hızlı tanısı için kullanılır.
Plasma Ammonia, NH₃
Amonyak, protein katabolizmasının son ürünlerinden biridir ve santral sinir sistemi için potansiyel olarak toksiktir. Normal koşullarda karaciğerde üre döngüsü ile detoksifiye edilerek üreye dönüştürülür. Plazma amonyak düzeyi, başta karaciğer fonksiyon bozuklukları olmak üzere, üre döngüsü defektleri ve bazı metabolik/iatrojenik durumların değerlendirilmesinde kullanılır.İnfantlarda hiperamonyeminin en önemli nedenleri arasında üre döngüsü enzim eksiklikleri (kalıtsal), organik asit metabolizma bozuklukları ve dibazik aminoasit metabolizması bozuklukları (lizin ve ornitin ile ilişkili) yer alır. Yenidoğan ve küçük çocuklarda ayrıca ağır karaciğer hastalıkları da hiperamonyemiye neden olabilir; bu yaş grubunda belirgin hiperamonyemi acil klinik değerlendirme gerektirir. Sonuçların doğru yorumlanabilmesi için preanalitik koşullar kritik öneme sahiptir.
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek: Hepatik ensefalopati/karaciğer yetmezliği, portosistemik şantlar, akut karaciğer hasarı, üre döngüsü defektleri, organik asidemiler, Reye sendromu, gastrointestinal kanama ve bazı ilaç kullanımları (örn. valproat) ile ilişkili olabilir.
Normal/Düşük: Klinik olarak genellikle özgül bir anlam taşımaz.
Sonuçlar klinik tablo ile birlikte değerlendirilmelidir.
Antinükleer antikor (ANA) testi, ANA ile ilişkili romatizmal hastalıklar (AARD), sistemik lupus eritematozus, skleroderma, karışık bağ dokusu hastalığı, primer Sjögren sendromu, kronik aktif hepatit, hipergamaglobulinemik purpura, jüvenil romatoid artrit, ilaca bağlı lupus gibi sistemik otoimmun hastalıkların tanısında otoantikorları saptamaya yönelik standart bir tarama testidir.
ANA(Anti Nükleer Antikor),AMA(Anti Mitokondriyal Antikor), ASMA(Anti Smooth Muscle Antikor) antikorlarının hepsinin incelendiği bir çalışmadır.
Anti-TPO, TPO Antikoru, Anti M, Mikrozomal Antikor, Tiroperoksidaz Antikoru, Anti Tiroperoksidaz Antikoru, Antiroid Antikorları, Hashimato (Haşimato) Hastalığı
Tiroperoksidaz (TPO), tiroid hormon sentezinde görev alan ve iyodür oksidasyonu ile tiroglobulin üzerindeki tirozin kalıntılarının iyodinasyonunu katalize eden membrana bağlı bir enzimdir. Anti-TPO antikorları otoimmün tiroid hastalıklarında sıklıkla görülür ve tiroid fonksiyon bozukluğu patogenezinde rol oynadığı düşünülmektedir.
Tiroperoksidaz (TPO), tiroid hormon sentezinde rol alan bir enzimdir. Tiroglobulin üzerindeki tirozin kalıntılarında iyodürün oksidasyonunu katalize ederek triiyodotironin (T3) ve tiroksin (tetraiyodotironin, T4) sentezine katkıda bulunur. TPO yalnızca tiroid hücrelerinde (tirositlerde) eksprese edilen, membrana bağlı bir hemoglikoproteindir ve tiroid bezinin en önemli antijenlerinden biridir.
Tiroid hastalıkları sıklıkla otoimmün mekanizmalar sonucu ortaya çıkar ve bu süreçte otoantikorlar oluşur. Anti-TPO antikorları komplemanı aktive eder ve tiroid fonksiyon bozukluğu ile özellikle hipotiroidi patogenezinde önemli rol oynadığı düşünülmektedir.
TPO antikor düzeylerinin ölçülmesi, otoimmün tiroid hastalıklarının (örneğin Hashimoto tiroiditi, idiopatik miksödem ve Graves hastalığı) saptanmasında en duyarlı testlerden biridir. Bu hastalıkların çoğunda anti-TPO antikorları saptanabilir.
Subklinik hipotiroidili hastalarda anti-TPO antikor varlığı, belirgin (overt) hipotiroidi gelişme riskinin arttığını gösterir. Bu nedenle birçok klinik endokrinolog, subklinik hipotiroidili hastalarda tedavi gerekliliğine karar verirken TPO antikor testini tanısal bir araç olarak kullanmaktadır.
Kullanım Amacı
Otoimmün tiroid hastalıklarının tanısına yardımcı olmak, otoimmün tiroid hastalıklarını, otoimmün olmayan guatr veya hipotiroididen ayırt etmeye yardımcı olmak, subklinik hipotiroidisi olan hastalarda tedavi gerekliliğine karar verilmesine yardımcı tanısal bir araç olarak kullanmak.
Test Sonucunun Yorumu
Anti-TPO pozitifliği otoimmün tiroid hastalıkları ile ilişkilidir. En yüksek pozitiflik oranı Hashimoto tiroiditinde görülür. Graves hastalığında da pozitiflik saptanabilir. Subklinik hipotiroidili hastalarda anti-TPO pozitifliği ileride belirgin hipotiroidi gelişme riskinin arttığını gösterebilir.
34 IU/mL’nin üzerindeki değerler genellikle otoimmün tiroidit ile ilişkilidir; ancak diğer otoimmün hastalıklarda da yükseklik görülebilir.
Subklinik hipotiroidili hastalarda tiroperoksidaz (TPO) antikor varlığı, belirgin (overt) hipotiroidi gelişme riskinin arttığını gösterir. Antikor pozitif bireylerde bu risk yıllık yaklaşık %4,3, antikor negatif bireylerde ise yaklaşık %2,1 olarak bildirilmektedir. Ayrıca bu hastalarda adrenal yetmezlik ve tip 1 diyabet gibi diğer otoimmün hastalıkların gelişme riskinin de artabileceği düşünülmektedir.
Otoimmün olmayan tiroid hastalıklarında saptanan anti-TPO pozitifliği sıklığı, normal tiroid fonksiyonuna sahip sağlıklı popülasyonda gözlenen yaklaşık %10–12’lik pozitiflik oranına benzerdir.
TPO’ya karşı otoantikor varlığı ile histolojik tiroidit bulguları arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Bununla birlikte, tiroid bezinin tirotropin etkisi altındaki yüksek rejenerasyon kapasitesi nedeniyle kronik tiroid hastalığı klinik hipotiroidi ortaya çıkmadan önce yıllarca var olabilir veya bazı olgularda klinik hipotiroidi hiç gelişmeyebilir.
Çift sarmallı DNA’ya karşı gelişen antikorları tespit eden bir testtir. Sistemik Lupus Eritematosuz(SLE) tanısı ve tedavısınde kullanılır.
Hepatit B virüsü (HBV) enfeksiyonuna karşı gelişmiş bağışıklık veya geçirilmiş enfeksiyonun belirlenmesi için kullanılan IgG sınıfı antikor testidir. Kronik HBV enfeksiyonlarında da pozitif olabilir.
Akut Hepatit B enfeksiyonunun tanısında kullanılan, IgM sınıfı antikorları belirleyen testtir. Enfeksiyonun erken evresinde pozitifleşir.
HBV enfeksiyonunun iyileşme sürecinde veya inaktif taşıyıcılarda görülen bir antikor testidir. HBeAg’nin negatifleştiği hastalarda bağışıklık göstergesi olarak değerlendirilir.
Hepatit B’ye karşı bağışıklık durumunu değerlendiren ve aşılama sonrası bağışıklığın gelişip gelişmediğini gösteren serolojik belirteçtir.
Hepatit C virüsüne (HCV) karşı gelişen spesifik antikorları tespit eden testtir. HCV enfeksiyonlarının tarama ve teşhisinde kullanılır.
HCV antikorlarını saptamak için enzim immunoassay yöntemi (ELISA) ile yapılan bir testtir. HCV enfeksiyonlarının kesin tanısında ek testlerle doğrulanmalıdır.
HIV enfeksiyonunun serolojik olarak taranması için kullanılan bir ELISA testidir. Pozitif sonuçlar Western Blot Testi veya PCR ile doğrulanmalıdır.
Anti-fosfolipid antikor sendromu (APS), klinik olarak tekrarlayan tromboz ve preeklemsi, tekrarlayan fötal kayıplar, trombositopeni hikayesiyle ve serolojik olarak anti-fosfolipid antikorların varlığı ile karakterize otoimmün sistemik bir hastalıktır.
Anti-fosfolipid antikor sendromu (APS), klinik olarak tekrarlayan tromboz ve preeklemsi, tekrarlayan fötal kayıplar, trombositopeni hikayesiyle ve serolojik olarak anti-fosfolipid antikorların varlığı ile karakterize otoimmün sistemik bir hastalıktır.
AMH, Anti-Müllerian Hormone, Müllerian-inhibiting hormone (MIH), Müllerian-inhibiting substance (MIS)
Anti-Müllerian hormon (AMH), kadınlarda over granüloza hücrelerinden; erkeklerde testiste Sertoli hücrelerinden salgılanan bir hormondur. Kadınlarda AMH düzeyi yaşla birlikte azalır ve menopozda çok düşük/ölçülemez seviyelere iner; menstrüel siklus boyunca diğer over rezerv belirteçlerine göre daha stabil seyrettiği gösterilmiştir. Bu özellikleri nedeniyle AMH; over rezervinin değerlendirilmesi, yardımcı üreme tekniklerinde (ART) over yanıtının öngörülmesi ve erken over yetmezliği/menopozal durumun değerlendirilmesi gibi alanlarda kullanılır.
Erkek fetüste AMH, Müller kanallarının gerilemesinde rol oynar. Pediatrik ve androlojik alanda AMH; ambigus genitalya/interseks durumlarda testiküler doku varlığının değerlendirilmesi, kriptorşidizm–anorşi ayrımı ve gonadal fonksiyon değerlendirmesinde yardımcıdır.
Over granüloza hücreli tümörleri (over tümörlerinin yaklaşık %10’u) olan bazı bireylerde serum AMH düzeyleri artabilir. Bu hastalarda AMH; inhibin A ve B (Test Kodu: B5467 ve B8586) östradiol ( Test Kodu: H9587) ve CA-(Test Kodu: TB1) gibi ilişkili testlerle birlikte tanı ve izlem yararlı olabilir.
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek: Polikistik over sendromunda (PCOS) AMH, yaşa uygun referansın 2–5 katına kadar yükselebilir; yüksek düzeyler anovulasyon/irregüler siklus ile ilişkili olabilir. ART planlananlarda daha yüksek AMH genellikle daha yüksek oosit yanıtı ile ilişkilidir; gonadotropin ile ovaryan hiperstimülasyon (OHSS) riski olanlarda AMH belirgin yüksek olabilir. Granüloza hücreli over tümörleri AMH salgılayabilir; tedavi ile düşmesi, yükselmenin tekrar artması nüks/progresyon lehine olabilir.
Düşük: Azalmış over rezervi, prematür over yetmezliği veya menopoz/perimenopoz ile uyumludur; kemoterapi sonrası da çok düşük seviyeler görülebilir. ART’de çok düşük/ölçülemez AMH, özellikle yaş ilerledikçe yetersiz stimülasyon yanıtı olasılığını artırır. Pediatrik erkek olgularda: interseks/ambigus genitalyada kadın referansının üzerinde AMH testiküler doku varlığını destekler; ölçülemez AMH testiküler doku yokluğu veya ağır fonksiyon kaybı lehine olabilir. Kriptorşidizm şüphesinde ölçülebilir AMH inmemiş testisi destekler; ölçülemez AMH anorşi lehine güçlü bulgudur. Puberte sonrası bazı gonadal bozukluklarda (örn. Klinefelter’de puberte sonrası) AMH düşebilir; konjenital hipogonadotropik hipogonadizmde AMH düşük olabilir.
Anti-düz kas antikorları, düz kas hücrelerinde bulunan aktin ve diğer proteinlere karşı bozulma sistemi sonucu ortaya çıkar. Bu antikorlar, otoimmün hastalık sırasında zayıflama sisteminin kendi dokularına zarar vermesi sonucu üretilir.Otoimmun hepatit (OIH), primer sklerozan kolanjit (PSC), sklerozan kolanjit (ASC), biliyer kolanjit (PBC) ayırıcı tanısında önemli bir testtir.
Anti-Tiroglobulin Antikoru, TgAb, Tiroglobulin Antikoru, Anti T
Tiroglobulin (Tg), tiroid hormon sentezi, depolanması ve salınmasında rol oynayan tiroide özgü önemli bir proteindir. Normalde dolaşıma salınmaz; ancak tiroid dokusunda inflamasyon, otoimmün hasar, nodüler guatr, Graves hastalığı veya foliküler kökenli tiroid tümörlerinde kana geçebilir. Bu durum bazı bireylerde tiroglobuline karşı otoantikor oluşumuna yol açar. Anti-Tg ve anti-TPO antikorları otoimmün tiroiditlerde sık görülür ve günümüzde hastalık belirteci olarak kabul edilir.
Tiroglobulin otoantikorları, tiroid bezine özgü önemli bir protein olan tiroglobuline (Tg) bağlanır. Tg, tiroid hormonlarının sentezi, depolanması ve salınmasında kritik rol oynar.
Normal koşullarda tiroglobulin sistemik dolaşıma salınmaz. Ancak inflamasyona bağlı follikül hasarı (tiroidit ve otoimmün hipotiroidi), kanama (nodüler guatr) veya Graves hastalığında ya da folliküler hücre kökenli tiroid neoplazmlarında görülebilen hızlı ve düzensiz tiroid doku büyümesi, Tg’nin kana sızmasına neden olabilir. Bu durum bazı bireylerde tiroglobuline karşı otoantikor (anti-Tg) oluşumuna yol açar.
Benzer süreçler, bağışıklık sisteminin normalde erişemediği diğer “gizli” tiroid antijenlerinin açığa çıkmasına ve özellikle tiroid peroksidaza (TPO) karşı otoantikor oluşmasına neden olabilir. Anti-Tg ve anti-TPO otoantikorları en sık otoimmün tiroidit (Hashimoto hastalığı) olgularında görüldüğünden başlangıçta bu hastalığın patogenezinde rol oynayabilecekleri düşünülmüştür. Ancak güncel görüş, bu antikorların esas olarak hastalık belirteci (marker) olduğu yönündedir. Otoimmün tiroiditte tiroid dokusu yıkım bölgesinde bulunan immün hücrelerin varlığı, hastayı bu gizli tiroid antijenlerine karşı otoantikor geliştirmeye yatkın hale getirmektedir.
Otoimmün hipotiroidili bireylerin %30–50’sinde anti-Tg, %50–90’ında ise anti-TPO antikorları saptanabilir. Graves hastalığında ise her iki antikor tipi yaklaşık olarak bu oranların yarısı sıklıkta görülür.
Tiroid kanseri hastalarının yaklaşık %15–30’unda anti-Tg varlığı, tiroglobulin (Tg) ölçümlerinin yorumunu zorlaştırabilir.
Kullanım Amacı
Otoimmün tiroid hastalıklarının tanısına yardımcı olmak (Hashimoto tiroiditi, postpartum tiroidit, neonatal hipotiroidi, Graves hastalığı). Anti-TPO antikorları ile birlikte otoimmün tiroidit değerlendirmesinde kullanılır.
Test Sonucunun Yorumu
Otoimmün Tiroid Hastalığının Tanısı
Otoimmün tiroid hastalıklarının tanısında anti-tiroperoksidaz (anti-TPO) ölçümü, anti-tiroglobulin (anti-Tg) ölçümüne göre daha yüksek duyarlılığa ve benzer özgüllüğe sahiptir. Bu nedenle anti-Tg düzeyleri genellikle yalnızca anti-TPO negatif olduğu halde otoimmün tiroid hastalığına yönelik klinik şüphenin yüksek olduğu durumlarda ölçülmelidir.
Tiroid toksikozu olan hastalarda anti-Tg veya anti-TPO otoantikorlarının yüksek titrelerde saptanması, Graves hastalığı tanısını destekleyici bir bulgudur. Bununla birlikte, özellikle atipik olgularda veya özel klinik durumlarda Graves hastalığını doğrulamak için patojenik antitirotropin reseptör antikorlarının:
ölçülmesi tercih edilen yöntemdir.
Serum tirotropin (TSH) düzeyi normal üst sınırda veya hafif yüksek olan bireylerde, tiroid otoantikor pozitifliği ileride daha belirgin hipotiroidi gelişme riskini öngörebilir.
Postpartum tiroiditli hastalarda tiroid otoantikor düzeylerinin kalıcı olarak yüksek seyretmesi, kalıcı hipotiroidi gelişme olasılığının arttığını gösterir.
Neonatal hipotiroidi olgularında bebekte anti-TPO veya anti-Tg saptanması, özellikle annede otoimmün tiroidit öyküsü veya tiroid otoantikor pozitifliği varsa, plasenta yoluyla antikor geçişini düşündürür. Bu tür neonatal hipotiroidi olguları genellikle geçici (transient) karakterdedir.
Bakteriyel enfeksiyonlarda hangi antibiyotiğin etkili olduğunu belirlemek için yapılan testtir. Kültürde üreyen bakterilerin antibiyotiklere duyarlılığı değerlendirilir.
Apo A, Apo A-1, Apo A-I, Apolipoprotein A-I
Aterosklerotik kardiyovasküler hastalık risk değerlendirmesi ve Tangier Hastalığı tespitinde yardımcı test amaçlarıyla kullanılır.
Apolipoprotein A1 (ApoA1), yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) partikülleriyle ilişkili başlıca proteindir ve ters kolesterol taşınımında merkezi bir rol oynar. HDL kolesterol (HDL-C) ve ApoA1 düzeyleri, koroner arter hastalığı (KAH) riski ile ters orantılıdır.
Bir HDL partikülü başına düşen ApoA1 protein sayısı değişkendir. Bu nedenle ApoA1, HDL partikülleri için 1:1 bir sürrogat belirteç değildir. Benzer şekilde, HDL partiküllerindeki ApoA1 protein sayısı ile bu partiküllerin içerdiği kolesterol miktarı da büyük değişkenlik gösterir. Bu heterojenite, ApoA1’in HDL-C’ye kıyasla kendine özgü klinik bulgularla ilişkilendirilmesine yol açmıştır.
Artmış ApoA1 düzeyleri, HDL-C düzeylerine kıyasla ilk miyokard enfarktüsü riskindeki azalma ile daha güçlü şekilde ilişkilidir. Düşük ApoA1 düzeyleri, HDL-C’den bağımsız olarak, bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilen koroner arter kalsiyum (CAC) skoru üzerinden saptanan preklinik aterosklerozun öngörücüsüdür.
Artmış ApoA1 düzeyleri, ancak HDL-C değil, statin tedavisi alan hastalarda – LDL-C <50 mg/dL olsa dahi – azalmış kardiyovasküler olay riski ile ilişkilidir.Statin tedavisi gören hastalar arasında, tedavi sırasında ApoA1 düzeyi artan hastaların riski, ApoA1 düzeyi artmayanlara kıyasla daha düşüktür.
Test Sonucunun Yorumu:
Düşük apolipoprotein A1 (ApoA1) düzeyleri, aterosklerotik kardiyovasküler hastalık riskinin artmasıyla ilişkilidir.
ApoA1 düzeyinin 0.25 g/L’nin altında olması, Tangier hastalığı gibi genetik bir bozukluğun saptanmasına yardımcı olabilir.
Apo B, APO-B, APO B, APO B-100, Apolipoprotein B-100
Temel lipid ölçümleri ile risk faktörleri veya klinik tablo arasında uyumsuzluk bulunan bireylerde izlem (takip) çalışmaları, koroner arter hastalığı açısından belirgin aile öyküsü olan ya da diğer artmış risk faktörlerine sahip bireylerde kardiyak risk faktörlerinin kesin değerlendirilmesi veşüphelenilen abetalipoproteinemi veya hipobetalipoproteineminin doğrulanması amaçlarıyla kullanılır
Apolipoprotein B (ApoB), düşük yoğunluklu lipoproteinin (LDL) temel protein bileşenidir. LDL, değişken miktarda kolesterol içerir; ancak her bir LDL partikülü tam olarak bir adet ApoB proteini içerir. Bu nedenle ApoB, LDL kolesterolüne (LDL-C) kıyasla dolaşımdaki LDL partiküllerinin daha güvenilir bir göstergesidir. ApoB’nin, nükleer manyetik rezonans (NMR) spektroskopisi ile ölçülen LDL partikül sayısı ile eşdeğer performans gösterdiği ortaya konmuştur.
Apolipoprotein B, kardiyovasküler hastalık (KVH) gelişme riskindeki artışla güçlü biçimde ilişkilidir ve çoğu zaman koroner kalp hastalığı riskini öngörmede LDL-C’den daha üstün performans gösterir. Non-yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterolü (non-HDL-C) veya LDL-C düzeyleri kabul edilebilir sınırlarda olup ApoB düzeyi yüksek olan hastalar, KVH gelişimi açısından halen daha yüksek risk altındadır. Buna karşılık, ApoB düzeyi kabul edilebilir derecede düşük olup non-HDL-C veya LDL-C düzeylerinde orta derecede yükseklik bulunan hastalarda KVH riski daha düşüktür.
Son olarak, plasebo kontrollü, randomize 7 farklı klinik çalışmada, statin tedavisi sırasında ApoB’de sağlanan azalmanın, non-HDL-C veya LDL-C’deki azalmaya kıyasla KVH riskindeki azalma ile daha yakından ilişkili olduğu gösterilmiştir.
Test Sonucunun Yorumu:
Yüksek apolipoprotein B (ApoB) düzeyleri, koroner arter hastalığı riskinde artış ile ilişkilidir. ApoB, non-HDL kolesterol (non-HDL-C) ve LDL kolesterol (LDL-C) ile benzer şekilde tedavi hedefi olarak kullanılabilir.
Apolipoprotein B düzeyinin 0.48 g/L’nin altında olması, çok düşük olarak kabul edilir (<%2,5 toplum persentili). Olası nedenler arasında agresif lipid düşürücü tedavi, malnütrisyon, hepatobiliyer hastalıklar veya ilaç etkileşimleri yer alır. Düşük ApoB düzeyleri, hipobetalipoproteinemi (HBL) varlığına işaret edebilir. HBL için genetik test olanağı için laboratuvarımıza danışabilirsiniz.
aPTT, Activated Partial Thromboplastin Time, PTT
APTT (Aktive Parsiyel Tromboplastin Zamanı), intrinsik ve ortak koagülasyon yolunu değerlendiren bir pıhtılaşma testidir. Faktör XII, XI, IX, VIII (intrinsik yol) ile Faktör X, V, II (protrombin) ve fibrinojen (ortak yol) fonksiyonlarını değerlendirir.
Test, özellikle fraksiyone olmayan heparin tedavisinin izleminde ve açıklanamayan kanama diyatezlerinin araştırılmasında kullanılır.
APTT ayrıca aşağıdaki durumların değerlendirilmesinde yardımcıdır:
APTT sonucu; klinik tablo, PT/INR ( Test Kodu: B40), fibrinojen (Test Kodu: B32) ve gerekirse APTT karışım testi (Test Kodu: B025) ile birlikte değerlendirilmelidir.
Test Sonucunun Yorumu
Sonuçlar klinik bulgular ve diğer koagülasyon testleri ile birlikte değerlendirilmelidir.
Arsenik maruziyeti, arsenik zehirlenmesi durumunda kullanılmaktadır.
Kırmızı kan hücrelerinde arsenik birikimini değerlendirir. Kronik arsenik maruziyetinin daha doğru bir göstergesi olarak kullanılır.
Mesleki Arsenik maruziyeti için tarama amacı ile kullanılmaktadır
ARB boyama, Aside Dirençli Bakteri arama, Balgamda ARB, TBC boyama, Aside Dirençli Boyama, Sputum stain for mycobacteria, Acid fast bacilli stain, AFB stain, Tuberculosis smear, TB smear
Tüberküloz ve diğer mikobakteri enfeksiyonlarının tanısında kullanılan Ziehl-Neelsen boyama yöntemi ile yapılan mikroskobik inceleme testidir.
Erlich-Ziehl-Neelsen boyama ve mikroskopi yöntemi, farklı numunelerde tuberküloz enfeksiyonu tanısında hızlı ve temel bir tüberküloz tarama ve tanı yöntemi olarak kabul edilmektedir. Ancak mikroskopide bakterinin görülebilmesi için örneğin ml’de 5 bin ile 10 bin basil bulunması gereklidir. Mikroskopi, duyarlılığı düşük, özgüllüğü yüksek bir test olduğundan tanıda kültür ile birlikte çalışılması duyarlılığı arttırır.
Numune Özellikleri
Balgam, bronko alveoler lavaj mayi, mide suyu, idrar, pelevra, periton, eklem ponksiyon sıvıları, BOS, gaita, doku örnekleri, kan, kemik iliği, abse
Örnekler vidalı kapaklı steril kap ile kabul edilmelidir.
Numune Kabı
Steril kap, vidalı kapaklı kap
Peritonit gibi enfeksiyonların tanısında peritoneal sıvının kültüre edilerek mikroorganizma üremesinin araştırıldığı bir testtir.
Streptococcus pyogenes enfeksiyonlarına karşı gelişen antikorları tespit eden testtir. Akut romatizmal ateş ve post-streptokokal glomerülonefrit gibi komplikasyonların değerlendirilmesinde kullanılır.
Uyuşturucu tarama testi, Drugs of Abuse Screen (UDS), İdrarda madde tarama paneli
Bu panel, spot idrarda aşağıdaki bağımlılık yapıcı maddelerin metabolitlerini/temsilci analitlerini immünokromatografik yöntemle taramak amacıyla kullanılır:
Test, tarama (screening) amaçlıdır ve sonuçlar kalitatif olarak ‘Pozitif/Negatif’ raporlanır. Kesim (cut-off) değerleri kullanılan kitin üreticisine göre değişebilir.
Test Sonucunun Yorumu
Önemli notlar: İmmünoassay tabanlı tarama testlerinde çapraz reaksiyonlar ve bazı ilaçlar/bitkisel ürünler yalancı pozitifliğe; bazı sentetik türevler, düşük doz/erken-geç örnekleme veya idrarın seyrelmesi yalancı negatifliğe yol açabilir.
Bakır metabolizmasının değerlendirilmesinde, Wilson ve Menkes hastalığı, Primer biliyer siroz, Primer sklerozan kolanjit tanı ve takibinde kullanılır.
Bakteri türünü belirlemek ve sınıflandırmak amacıyla yapılan bir mikrobiyolojik testtir. Hastalık etkenini kesinleştirmek, enfeksiyonun kaynağını belirlemek ve uygun antibiyotik tedavisini seçmek için önemlidir. Genetik, biyokimyasal veya serolojik yöntemler kullanılabilir.
Alt solunum yolu enfeksiyonlarında balgam örneğinden mikroorganizma üretilerek tanı koymaya yardımcı olur. Özellikle, zatürre ve bronşit gibi hastalıklarda etkenin belirlenmesini sağlar.
β-hCG, Human Chorionic Gonadotropin, hCG
Beta hCG (β-hCG), trofoblast hücrelerinden salgılanan ve gebeliğin erken döneminde maternal serumda hızla yükselen bir glikoprotein hormondur. hCG; alfa ve beta alt ünitelerinden oluşur, ölçümde özgüllük için beta alt ünitesi değerlendirilir.
Gebeliğin erken tanısında, gebelik takibinde ve trofoblastik hastalıkların değerlendirilmesinde kullanılır. Serum β-hCG düzeyi implantasyondan yaklaşık 8–10 gün sonra saptanabilir hale gelir ve ilk 6 hafta boyunca her 2-3 günde bir, iki katına çıkmalıdır.
Klinik kullanım alanları:
Sonuçlar mutlaka klinik bulgular ve ultrasonografik değerlendirme ile birlikte yorumlanmalıdır.
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek β-hCG: Gebelik, Ektopik gebelik, Gestasyonel trofoblastik hastalık, Germ hücreli tümörler, Nadir olarak hipofizer hCG üretimi (postmenopozal dönemde hafif artış görülebilir)
Gebelikte beklenen artış: Erken dönemde β-hCG düzeyi yaklaşık 48 saatte %66 veya daha fazla artış gösterebilir. Yetersiz artış ektopik gebelik veya düşük riski açısından değerlendirilmelidir.
Perimenopozal ve postmenopozal kadınlarda hipofizer kaynaklı hCG üretimine bağlı olarak düşük düzeyde saptanabilir hCG konsantrasyonları (≤14 IU/L) görülebilir. Bu hasta grubunda gebeliğin dışlanmasına yardımcı olmak amacıyla serum follikül stimülan hormon (FSH, Test kodu:1587) düzeyinin ölçülmesi önerilebilir. Yüksek FSH düzeyi menopozal durumu destekler. Gebelik açısından ayırt edici eşik değerler yöntem bağımlı olup literatürde >20–45 IU/L değerleri önerilmiştir. Sonuçlar kullanılan assay’e göre değerlendirilmelidir.
Düşük / yetersiz artış: Abortus, Ektopik gebelik, Gebelik yaşının yanlış hesaplanması
Sonuçlar seri ölçümler ve klinik tablo ile birlikte değerlendirilmelidir.
HCO₃⁻, Total CO₂
Bikarbonat (HCO₃⁻), vücudun asit–baz dengesinin temel bileşenlerinden biridir ve metabolik komponenti temsil eder. Serum veya plazmanın bikarbonat içeriği, elektrolit dağılımı ve anyon eksikliğinin önemli bir göstergesidir. pH belirlemesiyle birlikte bikarbonat ölçümleri, solunum ve metabolik sistemlerdeki asit-baz dengesizliğiyle ilişkili birçok potansiyel olarak ciddi rahatsızlığın teşhis ve tedavisinde kullanılır.
Laboratuvarda ölçülen değer genellikle total CO₂’yi yansıtır; bunun büyük kısmı bikarbonat formundadır. Bu nedenle klinik pratikte total CO₂ ile HCO₃⁻ çoğunlukla eş anlamlı kullanılır.
Test aşağıdaki durumların değerlendirilmesinde kullanılır:
Sonuçlar kan gazı analizi, pH, pCO₂ ve anyon gap ile birlikte değerlendirilmelidir.
Test Sonucunun Yorumu
Düşük HCO₃⁻ (Metabolik Asidoz): Diyabetik ketoasidoz, Laktik asidoz, Böbrek yetmezliği, Renal tübüler asidoz, Şiddetli diyare, Sepsis
Yüksek HCO₃⁻ (Metabolik Alkaloz): Kusma, Diüretik kullanımı, Hipokalemi, Hiperkapniye metabolik kompansasyon
Sonuçlar mutlaka klinik tablo ve kan gazı parametreleri ile birlikte değerlendirilmelidir.
Bilirubin, karaciğer fonksiyonlarını değerlendirmek için sıvılarda ölçülen bir bileşiktir. Safra ve karaciğer hastalıkları teşhisinde yardımcı olur.
Biyoyararlanabilir Testosteron, Non-SHBG Bound Testosterone, Biyoaktif testosteron, Hesaplanan bioavailable T, Serbest + Albümine bağlı testosteron
Biyoyararlanabilir testosteron, serum testosteronunun SHBG’ye sıkı bağlanmamış fraksiyonunu ifade eder ve serbest testosteron ile albümine zayıf bağlı testosteronun toplamını kapsar. Bu fraksiyon, dokular tarafından biyolojik olarak aktif kabul edilir.
Laboratuvarda biyoyararlanabilir testosteron genellikle total testosteron, SHBG ve albümin düzeyleri kullanılarak hesaplanır. Bu nedenle sonuç, ilgili parametrelerin ölçüm doğruluğuna bağlıdır.
Test aşağıdaki durumların değerlendirilmesinde kullanılır:
SHBG düzeyinin değiştiği durumlarda total testosteron normal olsa bile biyoyararlanabilir testosteron düşük veya yüksek olabilir; bu nedenle klinik değerlendirmede daha anlamlı olabilir.
Test Sonucunun Yorumu
Düşük Biyoyararlanabilir Testosteron: Primer veya sekonder hipogonadizm, İleri yaş, SHBG artışı (hipertiroidi, karaciğer hastalığı)
Yüksek Biyoyararlanabilir Testosteron: Androjen fazlalığı, SHBG düşüklüğü (obezite, insülin direnci), PCOS
Sonuçlar total testosteron( Test Kodu: H29), SHBG( Test Kodu: H89777), LH ( Test Kodu: H8764), ve FSH ( Test Kodu: H1587) ile birlikte değerlendirilmelidir.
Boğazdan alınan sürüntü örneğiyle yapılan bir testtir. Özellikle Streptococcus pyogenes gibi beta-hemolitik streptokokların varlığını belirlemek için kullanılır.
Bakteriyel bir solunum yolu enfeksıyonudur. Damlacık yoluylla bulaşır.Endemik bir enfeksiyondur.
Beyin-omurilik sıvısının kültüre edilerek menenjit ve ensefalit gibi hastalıklara yol açan mikroorganizmaların belirlenmesini sağlar.
Bruselloz tanısında kullanılan bir serolojik testtir. Brucella türlerine karşı gelişen antikorların varlığını değerlendirir.
Bruselloz hastalığının teşhisinde kullanılan bir testtir. Klasik Brucella aglütinasyon testine göre daha hassas olup, bağışıklık sisteminin ürettiği Brucella antikorlarını tespit etmek için Coombs yöntemi uygulanır. Kronik bruselloz vakalarında önemlidir.
Brucella enfeksiyonunun aktif olup olmadığını değerlendirmek için yapılan 2-merkaptoetanol (2ME) testiyle desteklenen bir serolojik testtir.
İnsülin üretimini ve pankreas fonksiyonlarını değerlendirmek için kullanılan bir testtir.
C3 kompleman düzeyini ölçerek, vücudun bağışıklık tepkisini ve kompleman sistemindeki potansiyel bozuklukları değerlendirir. Otoimmün hastalıklar ve böbrek hastalıklarında kullanılabilir.
C4 kompleman seviyesini ölçer ve özellikle Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) gibi otoimmün hastalıkların teşhis ve takibinde yardımcı olur.
Cancer Antigen 125, MUC16
CA 125, başlıca over epitel hücrelerinden köken alan tümörlerde artış gösterebilen yüksek molekül ağırlıklı bir glikoproteindir (MUC16). En sık over kanserinde kullanılır; özellikle epitelyal over kanserlerinde tümör yükü ve tedavi yanıtının izlenmesinde klinik değere sahiptir. Serum CA 125, ileri evre epitelyal yumurtalık kanseri olan kadınların yaklaşık %80’inde yüksektir, ancak testin duyarlılığı hastalığın erken evrelerinde yetersizdir. Bildirilen ortalama duyarlılıklar, evre I için %50 ve evre II veya daha üstü için %90’dır.
Tanı koydurucu değildir; tarama testi olarak tek başına önerilmez. Klinik kullanım alanları:
CA 125 düzeyi benign durumlarda da yükselebilir; bu nedenle sonuçlar klinik ve görüntüleme bulguları ile birlikte değerlendirilmelidir.
Test Sonucunun Yorumu
Sitoredüktif cerrahi ve kemoterapi sonrası izlemde, CA 125 düzeyinin referans aralığın üzerine çıkması rezidüel hastalık olasılığını güçlü şekilde düşündürür (>%95 doğruluk). Ancak normal CA 125 düzeyi nüksü dışlamaz. Sürekli yükselen CA 125 değerleri progresif malignite ve yetersiz tedavi yanıtı lehine yorumlanır.CA 125’in fizyolojik yarı ömrü yaklaşık 5 gündür. Sitoredüktif cerrahi uygulanmış ve kemoterapi alan ileri evre hastalarda, CA 125 yarı ömrünün >20 gün olması, hastalığın daha erken tekrar etme riski ile ilişkili olabilir.
Cancer Antigen 15-3, MUC1
CA 15-3, MUC1 gen ürününe ait yüksek molekül ağırlıklı bir glikoproteindir ve özellikle meme kanserinde tümör belirteci olarak kullanılır. Primer tanı testi değildir; en önemli kullanım alanı tedavi yanıtının değerlendirilmesi ve nüks takibidir. CA 15-3 düzeyinde artış sadece meme kanseri ile sınırlı değildir. Meme dışı malignitelerde de yükselme bildirilmektedir. Bunlar arasında akciğer, kolon, pankreas, primer karaciğer, over, serviks ve endometrium kanserleri yer alır.
Klinik kullanım alanları:
Erken evre meme kanserinde duyarlılığı sınırlıdır ve tarama amacıyla önerilmez.
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek CA 15-3: Meme kanseri (özellikle metastatik hastalıkta), Karaciğer hastalıkları, Benign meme hastalıkları, Diğer maligniteler (over, akciğer, pankreas vb.)
Normal CA 15-3: Meme kanserini dışlamaz; erken evrede normal olabilir.
Seri ölçümlerde artış eğilimi klinik olarak tek ölçümden daha anlamlıdır.
Cancer Antigen 19-9, Carbohydrate Antigen 19-9
Karbonhidrat antijeni 19-9 (CA 19-9), modifiye edilmiş bir Lewis(a) kan grubu antijenidir. CA 19-9, kolanjiyokarsinom, pankreas kanseri veya kolon kanseri gibi gastrointestinal maligniteleri olan hastalarda yüksek olabilir.En sık pankreas adenokarsinomu takibinde kullanılır. Tanı koydurucu değildir; özellikle tedavi yanıtı ve hastalık progresyonunun izlenmesinde klinik değere sahiptir.
Klinik kullanım alanları:
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek CA 19-9: Pankreas kanseri, Kolorektal kanser, Safra yolu maligniteleri, Kolestaz, Akut/kronik pankreatit, Karaciğer hastalıkları
Normal CA 19-9: Maligniteyi dışlamaz. Özellikle erken evrede normal olabilir.
Sonuçlar klinik bulgular ve görüntüleme yöntemleri ile birlikte değerlendirilmelidir.
Cancer Antigen 72-4, TAG-72 (Tumor-Associated Glycoprotein 72)
CA 72-4 (TAG-72), özellikle mide kanseri ve müsinöz over tümörlerinde artış gösterebilen yüksek molekül ağırlıklı bir tümör ilişkili glikoproteindir.
Tanı koydurucu değildir; esas kullanım alanı tedavi yanıtının değerlendirilmesi ve hastalık takibidir.
Klinik kullanım alanları:
CA 72-4, özellikle müsinöz tümörlerde CA 125’e (Test Kodu: TB1)tamamlayıcı olabilir.
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek CA 72-4: Mide kanseri, Müsinöz over kanseri, Kolorektal kanser, Pankreas kanseri
Normal CA 72-4: Maligniteyi dışlamaz; erken evrede normal olabilir.
Sonuçlar CEA (Test Kodu: TB562), CA 19-9 ( Test Kodu: TB4) ve CA 125 (Test Kodu: TB1) ile birlikte değerlendirildiğinde klinik anlamlılık artabilir.
Calprotektin bağırsak iltihabını değerlendirmede kullanılan bir biobelirteçtir. İnflamatuar bağırsak hastalıkları (örn.Crohn hastalığı,Ülseratif kolit) ile irritabl bağırsak sendromu (IBS) ayırt etmede yardımcı olur.
Gıda kaynaklı gastroenteritlerin yaygın nedenlerinden biri olan Campylobacter bakterisini tespit etmek için dışkı örneği kullanılarak yapılan testtir.
Wegener granülomatozu, mikroskobik polianjit ve anti-nötrofil sitoplazmik antikorla ilişkili sistemik vaskülitler(AAV) veya Churg-Strauss sendromu tarama ve tanısı için kullanılan testtir.
Candida mantarlarının türlerini belirlemek için yapılan testtir. Özellikle bağışıklığı baskılanmış hastalarda doğru antifungal tedavinin belirlenmesi açısından önemlidir.( Candida albicans , Candida glabrata, Candida tropicalis, Candida krusei)
Carbamazepine, CBZ
Carbamazepin, epilepsi, trigeminal nevralji ve bipolar bozukluk tedavisinde kullanılan bir antiepileptik ilaçtır. Terapötik ilaç düzeyi (TDM) izleminde kullanılır.
Dar terapötik aralığa sahip olduğundan serum düzeyinin izlenmesi; tedavi etkinliğinin değerlendirilmesi, doz ayarlaması ve toksisite riskinin azaltılması açısından önemlidir.
Klinik kullanım alanları:
Test Sonucunun Yorumu:
Sonuçlar klinik tablo ile birlikte değerlendirilmelidir.
Carcinoembryonic Antigen, CEA
CEA (Karsinoembriyonik Antijen), embriyonal dönemde endodermal epitelde bulunan bir glikoproteindir. Erişkinlerde serum düzeyi genellikle düşüktür. En sık kolorektal kanser takibinde kullanılır; özellikle tedavi yanıtının değerlendirilmesi ve nüks takibinde klinik değere sahiptir. Bununla birlikte; medüller tiroid karsinomu ve meme, gastrointestinal sistem, karaciğer, akciğer, over, pankreas ve prostat kanserlerinde de yükselebilir. Hafif ila orta şiddette CEA yükselmeleri bağırsak, pankreas, karaciğer ve akciğerlerdeki malign olmayan hastalıklarda da meydana gelebilir (yani, karaciğer sirozu, kronik hepatit, pankreatit, ülseratif kolit, Crohn Hastalığı)
Bu nedenle CEA yüksekliği spesifik değildir ve sonuçlar klinik ve görüntüleme bulguları ile birlikte değerlendirilmelidir.
Tanı koydurucu veya tarama testi olarak tek başına önerilmez.
Klinik kullanım alanları:
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek CEA: Kolorektal kanser, Pankreas kanseri, Mide kanseri, Akciğer kanseri, Meme kanseri, Karaciğer hastalıkları, Sigara kullanımı
Klinik olarak uyumlu semptomları olan bir hastada yüksek karsinoembriyonik antijen (CEA) konsantrasyonları (>20 ng/mL), kanser varlığını ve metastazı güçlü bir şekilde düşündürür.
Normal CEA: Maligniteyi dışlamaz; erken evrede normal olabilir.
Seri ölçümlerde artış eğilimi tek ölçümden daha anlamlıdır.
Deri enfeksiyonlarına neden olabilecek bakteri veya mantarların tespiti için yapılan bir testtir. Özellikle yara enfeksiyonları ve mantar hastalıklarının teşhisinde kullanılır.
CYBE’lar ağırlıklı olarak cinsel aktivite ile bulaşır ve 30’dan fazla farklı bakteri, virüs ve parazit neden olur. CYBE’lerin çoğu hiç semptom göstermediğinden veya sadece hafif semptomlar ürettiğinden, sıklıkla teşhis edilmez ve tedavi edilmez. Bir kısmı da çok benzer ve hatta örtüşen semptomlar gösterir, bu nedenle ko-enfeksiyonlar gözden kaçabilir. Bir CYBE’nin erken tespiti ve tedavisi , hastalığın yayılma şansını azaltır ve belirli koşullar altında hasta için klinik sonucu iyileştirir.
Sabah İlk İdrar Numunesi: Gece boyunca mesanede biriken ve sabah uyanır uyanmaz henüz hiçbir sıvı almadan yapılan ilk idrar.
Ön İdrar Numunesi: Gün içerisinde herhangi bir saatte , mesanede en az 2 saat birikmiş idrarın ilk akımından alınan 10-30 ml’lik idrar örneğidir. İdrarın tamamı yerine özellikle ön idrar tercih edilme nedeni ilk idrar akımı ,üretra iç yüzeyinde bulunan mikroorganizmaların tespiti açısından daha değerli olmasıdır.
Mercury (RBC), Intraerythrocytic Mercury
Eritrosit içi civa ölçümü, özellikle organik (metilciva) maruziyetinin değerlendirilmesinde kullanılır. Metilciva, dolaşımda büyük oranda eritrositlere bağlanır; bu nedenle eritrosit fraksiyonu uzun süreli maruziyeti yansıtabilir.
ICP-MS yöntemi, eser düzey ağır metal analizinde yüksek duyarlılık ve özgüllük sağlar.
Bu test, kan toplam civa ölçümüne göre organik maruziyet hakkında daha spesifik bilgi sağlayabilir.
Balık ve deniz ürünleri tüketimine bağlı metilciva (organik civa) maruziyetinde tam kan civa (B8999) veya eritrosit içi civa (B0063) tercih edilir. Kırılmış civalı termometre, floresan lamba, endüstriyel civa buharı veya diş amalgamına bağlı elementel/inorganik civa maruziyetinde ise spot idrar (B2586) veya 24 saatlik idrar (B5866) önerilir. Mesleki maruziyet değerlendirmesinde 24 saatlik idrar (B5866) ile seri ölçüm yapılmalıdır.
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek Eritrosit İçi Civa: Balık/deniz ürünü kaynaklı metilciva maruziyeti, Kronik organik civa maruziyeti
Eritrosit içi civa düzeyi genellikle toplam kan civa düzeyi ile birlikte değerlendirilmelidir.
Mercury (Urine), Hg (Urine)
İdrarda civa ölçümü, özellikle inorganik ve elementel civa maruziyetinin değerlendirilmesinde kullanılır. Kronik mesleki maruziyetin izlenmesinde tercih edilen örnek tipidir.
Organik (metilciva) maruziyetinde kan düzeyi daha anlamlıdır; buna karşılık inorganik civa maruziyetinde idrar düzeyi daha iyi bir göstergedir.
ICP-MS yöntemi, eser düzey ağır metal analizinde yüksek duyarlılık ve özgüllük sağlar.
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek İdrar Civa: Mesleki maruziyet, Endüstriyel temas, Elementel veya inorganik cıva buharı maruziyeti, Diş amalgam maruziyeti (genellikle düşük düzey artış)
Sonuçlar klinik bulgular, maruziyet öyküsü ve gerekirse kan cıva düzeyi ile birlikte değerlendirilmelidir.
Spot idrar sonuçları tercihen kreatinin ile normalize edilerek (µg/g kreatinin) yorumlanmalıdır.
Balık ve deniz ürünleri tüketimine bağlı metilciva (organik civa) maruziyetinde tam kan civa (B8999) veya eritrosit içi civa (B0063) tercih edilir. Kırılmış civalı termometre, floresan lamba, endüstriyel civa buharı veya diş amalgamına bağlı elementel/inorganik civa maruziyetinde ise spot idrar (B2586) veya 24 saatlik idrar (B5866) önerilir. Mesleki maruziyet değerlendirmesinde 24 saatlik idrar (B5866) ile seri ölçüm yapılmalıdır.
Mercury, Hg
Test Açıklaması
Civa (Hg), çevresel ve mesleki maruziyet sonucu organizmada birikebilen toksik bir ağır metaldir. Tam kan civa düzeyi, özellikle organik (metilciva) ve elementel civa maruziyetinin değerlendirilmesinde kullanılır.
ICP-MS yöntemi, eser düzeyde ağır metal analizinde yüksek duyarlılık ve özgüllük sağlar.
Klinik kullanım alanları:
Akut maruziyette kan düzeyi daha anlamlıdır; kronik inorganik maruziyetlerde idrar analizi tercih edilebilir. Balık tüketimi etkiler, diyetle ilişki kurulacaksa kan tercih edilmelidir.
Balık ve deniz ürünleri tüketimine bağlı metilciva (organik civa) maruziyetinde tam kan civa (B8999) veya eritrosit içi civa (B0063) tercih edilir. Kırılmış civalı termometre, floresan lamba, endüstriyel civa buharı veya diş amalgamına bağlı elementel/inorganik civa maruziyetinde ise spot idrar (B2586) veya 24 saatlik idrar (B5866) önerilir. Mesleki maruziyet değerlendirmesinde 24 saatlik idrar (B5866) ile seri ölçüm yapılmalıdır.
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek Tam Kan Civa: Balık/deniz ürünü kaynaklı metilciva maruziyeti, Mesleki maruziyet, Endüstriyel temas, Diş amalgam maruziyeti (genellikle düşük düzey)
Kanda ve idrarda bulunan civa (Hg) miktarı, toksisite derecesiyle ilişkilidir.
Sonuçlar klinik bulgular ve maruziyet öyküsü ile birlikte değerlendirilmelidir.
Creatine Kinase, CK, CPK
Kreatin kinaz (CK), özellikle iskelet kası, kalp kası ve beyin dokusunda bulunan bir enzimdir. Hücresel hasar durumunda dolaşıma geçer.CK ölçümü en sık kas hasarı, rabdomiyoliz ve miyokard hasarının değerlendirilmesinde kullanılır. Total CK değeri kas hücre bütünlüğünün bozulduğunu gösterir ancak doku spesifik değildir.
Klinik kullanım alanları:
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek CK: Kas hasarı, Yoğun egzersiz, Travma, Rabdomiyoliz, Enjeksiyon sonrası, Statin kullanımı, Miyokard enfarktüsü (troponin ile birlikte değerlendirilir)
Kas travması, başlangıcından itibaren 12 saat içinde CK seviyelerinde yükselmeye neden olur, bu seviyeler 1 ila 3 gün içinde zirveye ulaşır ve kas hasarının sona ermesinden 3 ila 5 gün sonra düşer.
Akut rabdomiyolizde serum CK aktivitesinin referans üst sınırının 200 katını aşması, hastayı akut böbrek yetmezliği geliştirme riskiyle karşı karşıya bırakabilir.
Hipotiroidizmin sık görülen endokrin miyopatide, hipotiroidi hastalarının yaklaşık %60’ında CK aktivitesinde ortalama olarak üst referans sınırının 5 katı daha yüksek bir artış görülmektedir.
Normal CK: Kas hasarını tamamen dışlamaz (özellikle kronik miyopatilerde).
Sonuçlar AST (Test Kodu: B07), ALT (Test Kodu: B08), LDH (Test Kodu: B014) ve klinik tablo ile birlikte değerlendirilmelidir.
Creatine Kinase-MB, CK-MB
CK-MB, kreatin kinaz enziminin miyokard dokusunda daha yoğun bulunan izoenzim fraksiyonudur. Kardiyak kas hasarında dolaşıma geçer. Akut miyokard enfarktüsünde CK-MB düzeyi semptom başlangıcından yaklaşık 3–6 saat sonra yükselir, 12–24 saatte pik yapar ve 48–72 saat içinde normale döner. Günümüzde akut miyokard hasarının tanısında troponin testleri önceliklidir; CK-MB daha çok reinfarktüs değerlendirmesinde ve bazı özel klinik durumlarda kullanılmaktadır.
Test Sonucunun Yorumu:
Yüksek CK-MB: Akut miyokard hasarı, Miyokard enfarktüsü, Kardiyak cerrahi sonrası, Miyokardit
Not:İskelet kası hasarında da hafif artış görülebilir. Sonuçlar Troponin ve Total CK (Test Kodu: B011) ile birlikte değerlendirilmelidir.
C. difficile bakterisinin ürettiği toksinleri tespit eder. Antibiyotik kullanımı sonrası gelişen ishal ve kolit gibi bağırsak enfeksiyonlarının tanısında kullanılır.
Sitomegalovirüs(CMV), genelde vücutta asemptomatik enfeksiyona neden olur ve özellikle kemik iliğinden türetilen hücrelerde latent olarak kalır. CMV virüsü bağışılığı yeterli bireylerde ateş,halsizlik gibi belirtiler gösterirken, bağışıklığı zayıflamış insanlarda(kemik iliği, organ nakli alıcıları veya AIDS li bireylerde) özellikle her organa etki edeceği için organ yetmezliğine sebebiyet verebilir. CMV IgG testi bu özelliklere sahip bir virüsün daha önce testi yaptıran bireyin CMV enfeksiyonuna maruz kalıp kalmadığını gösterir.
Sitomegalovirüs(CMV), genelde vücutta asemptomatik enfeksiyona neden olur ve özellikle kemik iliğinden türetilen hücrelerde latent olarak kalır. CMV virüsü bağışılığı yeterli bireylerde ateş,halsizlik gibi belirtiler gösterirken, bağışıklığı zayıflamış insanlarda(kemik iliği, organ nakli alıcıları veya AIDS li bireylerde) özellikle her organa etki edeceği için organ yetmezliğine sebebiyet verebilir. CMV IgG testi bu özelliklere sahip bir virüsün daha önce testi yaptıran bireyin CMV enfeksiyonuna maruz kalıp kalmadığını gösterir. Avidite testi özellikle gebelerde enfeksiyonun ne zaman geçirildiği hakkında fikir edinilmesini sağlar.
Sitomegalovirüs(CMV), genelde vücutta asemptomatik enfeksiyona neden olur ve özellikle kemik iliğinden türetilen hücrelerde latent olarak kalır. CMV virüsü bağışılığı yeterli bireylerde ateş,halsizlik gibi belirtiler gösterirken, bağışıklığı zayıflamış insanlarda(kemik iliği, organ nakli alıcıları veya AIDS li bireylerde) özellikle her organa etki edeceği için organ yetmezliğine sebebiyet verebilir.
Otoimmün hemolitik anemi ve yenidoğan hemolitik hastalığının tanısında kullanılan bir testtir. Kan hücrelerine bağlanmış antikorları tespit etmek için yapılır.
Kan serumundaki serbest antikorları belirlemek için kullanılır. Kan nakli öncesi ve gebelikte Rh uyuşmazlığı taramasında yapılır.
Coombs İndirekt Testinin kantitatif olarak yapılmasıdır. Antikor titresi belirlenerek kan transfüzyonları öncesinde uyumluluk değerlendirilir.
Vücutta inflamatuar yanıtı değerlendirmek için kullanılan C-reaktif protein (CRP) testidir. Yüksek seviyeleri enfeksiyon, otoimmün hastalıklar ve diğer inflamatuar süreçleri gösterebilir.
CRP seviyelerini ölçen hassas bir testtir. Kardiyovasküler hastalık riskini değerlendirmede kullanılır.
Plevral, periton veya diğer vücut sıvılarındaki CRP seviyelerini ölçer. Lokal inflamasyon veya enfeksiyonun varlığını belirlemek için yapılır.
Dışkıda Cryptosporidium parazitinin doğrudan mikroskop altında incelenmesiyle yapılır.
Romatoid artrit gibi otoimmün hastalıkların tanısında kullanılan spesifik bir antikor testidir.
Çinko, bağışıklık sistemi sağlığı, yara iyileşmesi ve hücre bölünmesi gibi birçok biyolojik işlevde önemlidir. Eksikliği, yetersiz beslenme veya emilim bozuklukları gibi durumlarla ilişkilendirilebilir.
Mesleki maruziyet ve çinko eksikliğinin tespitinde kullanılır. Kandaki total çinkonun %75-88’i eritrositlerin içinde bulunur. Özellikle orak hücreli anemide eritrosit içi çinko düzeyi düşer.
Serum ya da plazmada ölçülen çinko seviyeleri çinko eksikliğini belirlemek için yeterli olsa da her zaman vücut çinko durumunu tam olarak yansıtmaz. Dolaşımdaki çinko konsantrasyonları, başlıca taşıyıcı protein olan albümin konsantrasyonları ile uyumludur. Bu yüzden hepatik siroz ve malnutrisyon gibi hipoalbuminemi durumlarında plazma çinko konsantrasyonları azalmış olarak ölçülür.
Çinko, bağışıklık sistemi sağlığı, yara iyileşmesi ve hücre bölünmesi gibi birçok biyolojik işlevde önemlidir. Eksikliği, yetersiz beslenme veya emilim bozuklukları gibi durumlarla ilişkilendirilebilir.
İdrarın yoğunluğunu ölçer. Böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılır.
Plevral sıvının yoğunluğunu ölçer. Plevral efüzyonun (akciğer zarındaki sıvı birikimi) nedeninin belirlenmesinde yardımcıdır.
D-Dimer, Fibrin Degradasyon Ürünü (FDP – spesifik D-dimer fraksiyonu)
D-dimer, çapraz bağlı fibrinin plazmin tarafından yıkılması sonucu oluşan spesifik bir fibrin degradasyon ürünüdür. D-dimer varlığı, hem pıhtı oluşumu (koagülasyon aktivasyonu) hem de fibrinoliz sürecinin gerçekleştiğini gösterir. Plazma D-Dimer düzeyinin artışı, organizmadaki aktif koagülasyon ve fibrinolitik süreçlerin göstergesidir.Klinik olarak derin ven trombozu (DVT), pulmoner emboli (PE) ve yaygın damar içi pıhtılaşma (DIC) şüphesinde, düşük ön test olasılığı olan hastalarda negatif sonuçla trombozun dışlanmasında kullanılır.
Test, özellikle aşağıdaki klinik durumların değerlendirilmesinde kullanılır:
Test Sonucunun Yorumu
Yüksek D-dimer: Venöz tromboembolizm (DVT, PE), DIC, Cerrahi sonrası dönem, Travma, Enfeksiyon / inflamasyon, Malignite, Gebelik, İleri yaş
Normal D-dimer
Düşük veya orta klinik olasılıkta venöz tromboemboliyi büyük oranda dışlar.
Sonuçlar mutlaka klinik olasılık skorları (Wells skoru vb.) ve görüntüleme yöntemleri ile birlikte değerlendirilmelidir.
Son yıllarda yapılan çalışmalar, 50 yaş üzerindeki hastalarda D-Dimer testinin performansını artırmak amacıyla, klinik ön test olasılığı ile birlikte yaşa göre ayarlanmış eşik değerlerin (cut-off) kullanılmasını önermektedir.Sabit bir D-Dimer sınır değeri (örneğin 500 ng/mL FEU) ile karşılaştırıldığında, yaş × 10 ng/mL formülüyle hesaplanan yaşa göre ayarlanmış sınır değerlerin eşdeğer sonuçlar verdiği ve ek yanlış negatif olgulara neden olmadığı gösterilmiştir.
Serum Iron, Fe
Demir (Fe) tüm hücrelerin fonksiyonunda rol oynar. Sistemik demir homeostazı diyetten demir emen hücreler (duodenal enterositler), demir tüketen hücreler (esas olarak eritroid öncülleri) ve demir depolayan hücreler (hepatosit ve doku makrofajları) arasındaki iletişimin sıkı düzenlenmesi ile sağlanır. Demir yutulduktan sonra emilir ve ferritin içindeki mukozal hücrelerde geçici olarak depolanır. Serum demiri, transferrine bağlı dolaşan demir miktarını gösterir. Demir metabolizmasının değerlendirilmesinde ferritin (Test kodu:C23), total demir bağlama kapasitesi (TDBK Test kodu: D045) ve transferrin saturasyonu (Test kodu: B6588) ile birlikte yorumlanmalıdır. Tek başına serum demiri, demir eksikliğinin güvenilir göstergesi değildir.
Klinik kullanım alanları:
Test Sonucunun Yorumu
Diğer seks steroidleri ile birlikte hiperandrojenizm tanı ve ayrıcı tanısında kullanılır. Konjenital Adrenal Hiperplazinin tanısında yardımcı olarak ve prematür adrenarş tanı ve ayrıcı tanısında kullanlılır.